Milli Alışkanlığımız: Felaketlerden Ders Almamak!


Hani milli içeceğimiz, milli sporumuz, milli bayramlarımız var ya... Bir de milli alışkanlığımız var.


Felaketleri unutmak ve yaşadığımız acılardan ders almamak milli alışkanlığımız bizim.

Yas tutmayı iyi biliyoruz belki ama ders almayı değil.

Bu yüzden Erciş'te yaşadığımız büyük depreme rağmen, ne Erciş ne de Türkiye depreme karşı hiçbir hazırlık yapmadı. Aradan 3 yıl geçmiş olmasına rağmen kentsel dönüşüm yapılmadı, şehir merkezi enkazı andırıyor hala.

Bu yüzden kısa süre sonra Soma'daki maden üretime devam edecek. Hem de büyük oranda eski işçileri ile. Bu yüzden yeni maden kazaları da yaşayacağız.

Bu yüzden çok değil bir iki hafta sonra mesela Taksim'de yaşanabilecek bir izinsiz gösteri ve polisin müdahalesi Soma'yı tamamen unutturacak bize. Dünyada gündemi en hızlı ve en profesyonel değiştirilebilen ülke bizim ülkemizdir muhtemelen.

Bu yüzden çılgınlar gibi tezahürat yaptı maden kazasının olduğu günlerde oynanan maçlarda seyirciler. Evet pankartlar vardı, acı paylaşılıyordu güya; hem acıyı hem mutluluğu bu kadar birbirine karıştırıp aynı anda yaşayabildikleri için tebrik etmek gerek. Yüzlerine kömür sürerek empati kurduğunu zannedenleri de tebrik etmek gerek. Şu partiye oy vermişlerdi, bu partinin mitingine katılmışlardı, oh olsun diyenleri tebrik etmek gerek.

Felaketlerden ders almak için, o felaketleri bizzat yaşamamız gerekmiyor. Hayat o kadar uzun değil.

Fotoğraftaki saat evimizin duvarında asılı. 13:41'i gösteriyor. Hep aynı anı gösteriyor bu saat. Erciş'te yaşadığımız depremin anını... Ders aldık mı, hayır. Ama unutmadık biz. Unutmayalım diye her gün bir çok kez deprem gerçeğini kafamıza çekiç gibi vuruyor bu saat.

Unutmadığımız için, ekranlardaki ölü sayılarını görünce elimiz ayağımız titredi. İçeride mahsur kalanların sayısını duyunca, bu yüzden ciğerimiz yandı. Enkaz altındaki yakınlarımızı beklediğimiz, beklemek nedir, ümit etmek nedir, bildiğimiz için yüreğimiz o kömürlerle birlikte yandı.

Unutmadığımız için, sofrada boğazımıza düğümlendi lokmalar. Empati kurmadık, yüzümüzü gözümüzü boyamadık, onlarca kişi yanyana dizilip Soma yazmadık. Ama çocuklar, anneler ve babalar sofralarımızda ağladık. Sofralarımızdaki ekmeklere baktık ve ağladık.

Seyde kirlenmesin diye çizmelerini çıkarmak isteyen yaralı madenciyi iyi anlıyorduk. Abi kaskım nerede, maaşımdan keserler diyen yaralı madenciyi iyi anlıyorduk. Çünkü, bizdik enkaz altında kurtarılmayı beklerken ölmeyi ya da hayatta kalmayı değil, o internet kafede ne işin vardı diyecek babamızı düşünen...

Hayatını kaybeden babası için mektup yazan kızlarımızı çok iyi anlıyoruz biz. Anlıyoruz çünkü enkaz başında babası için ağlayan çocuklarımızı unutmadık.

Ama devlet unuttu. Ama yöneticiler, siyasiler, iş adamları unuttu. Betondan ölüm makinaları yapmaya devam ediyorlar çünkü.

Unutmak, ders almamak milli alışkanlığımız.

Böyle gelmiş ama; hep böyle mi gitmeli?